 |
|
Musa Eroğlu
Doğum Yeri: -
Doğum Tarihi: 1945
Musa EROĞLU... Türk Halk Müziği ile bütünleşmiş 33 yıl Musa
EROĞLU'nun Türk Halk Müziğine katkısı o denli çok boyutlu ki
kendisini hangi yönüyle tarif etsek mutlaka birkaç yönü eksik
kalacak Musa EROĞLU'nu ayıran en önemli fark Besteci, Yorumcu,
Derlemeci, Halk bilimi araştırmacısı ve eşsiz sazıyla Türk
Halk Müziğinin özgün sesi olma özelliklerini bir arada
bulundurmasıdır. Mütevazi ve idealist çizgisiyle Musa EROĞLU 24
saatini daha doğrusu bütün bir yaşamını Halk müziğine adamıştır.
Musa EROĞLU bugün 55 yaşında ve Türk Halk Müziğinin genç kuşaklara
sevdirilmesi ve geniş kitlelere ulaştırılması için büyük bir
çaba içinde. Musa EROĞLU her yıl belli bir yörenin müziğini
folklorik boyutuyla bütünleştirerek araştırıp ortaya çıkarıyor.
Böylece Türk Halk Müziğini dünden bugüne taşıyan yöresel
ezgileri evrensel müziğin formları içinde günümüz insanına
ulaştırırken, ulusal kültüründe devamlılığına katkıda
bulunuyor. Taşeli yöresi Türkmenleri ile ilgili yaptığı araştırmaları
"KÜTÜK" isimli kitapta topladı ve bu kitap Kültür
Bakanlığı tarafından yayınlandı. Musa EROĞLU günümüze
kadar Karacaoğlan üzerine yapılmış en kapsamlı araştırmayı
gerçekleştirerek Halk Bilimi araştırmalarında önemli bir sayfa
açtı. Büyük Halk Ozanı Karacaoğlanın pekçok eserini ortaya
çıkaran ve bunları özgün sesiyle saza döken EROĞLU bu yönüyle
günümüzün Karacaoğlanı olarak nitelendirilmektedir. Musa EROĞLU
büyük Halk Ozanları ve kahramanları olan Karacaoğlan, Dadaloğlu,
Köroğlunun eserleri yanısıra günümüz halk şairlerinin şiirlerini
de besteleyip yorumlamaktadır. Bu eserlerden sözleri Abdurrahim
KARAKOÇ'a ait olan "Mihriban" isimli bestesi halkımız
tarafından büyük ilgi gördü ve şu ana kadar değişik tarzda
sanatçılar tarafından en fazla yorumlanan eser oldu. Ayrıca Halk
Müziği kaset çalışmalarını yönetiyor. Sazını vitiözce
kullanarak Türk Halk Müziğinin bu çalgısının genç kuşaklar
tarafından sevilmesinde büyük rol oynamaktadır. Bu gün pek çok
genç sanatçı EROĞLU'nu ve onun tarzını örnek alarak Halk Müziği
çalışmalarına yön vermektedir. Bu yönüyle, Musa EROĞLU Halk
Müziğinde bir ekoldür. Musa EROĞLU bugüne kadar 3 bine yakın
derleme yaptı. Solo olarak 12 kaset çıkardı. Ayrıca Arif SAĞ,
Muhlis AKARSU, Yavuz TOP ile birlikte 4 kasetten oluşan
"Muhabbet" serisini hazırladı. Musa EROĞLU Türk Halk Müziğinin
diğer ulusların müzikleriyle birlikte evrensel boyutta temsil
edilmesi için önemli çalışmalar içinde bulunmaktadır.
Unesco'ya, kurumun kültürel çalışmaları çerçevesinde
semahlardan oluşan eserler hazırladı. Fransa'da etnik müzikler
üzerine çalışan özel bir kurum için "Anadolu Müzikleri"
bir cd hazırladı. Avrupa'dan Avustralya'ya Türki Cumhuriylerden
ABD'ye kadar Dünyanın pek çok ülkesinde resitaller verdi.
Evrensellik normları içinde Sevda Türküleri yanı sıra müziğin
protest boyutuna da bağlı kalarak toplumsallık çizgisini geliştirdi.
KAVİMLER KAPISI ANADOLU Bir toplumun türküsünden öte gücü
yoktur. Toplum türkü damarından beslenir, türküyü de aynı
damardan besler. Türkü, her toplumsal olayda, her bireysel yangında
kendini yeniden üretir. Türküde durgunluk yoktur, toplumların
yaratıcı dinamizmi en başta türkülerde kendini belli eder. Gücü
de buradan gelir. Bunu güç bilip savaşır mı, yakıp yıkar mı?
Tam tersine, savaşın önünü keser, vuranın kıranın
bileklerine sarılır, söz filizlerinin tohumunu yakıp yıkanın yüreğine
eker. Türkü; kabalığı, kini öfkeyi, düşmanlığı insandan
öte kılan uygarlık soluğudur. Bu soluğu başka hiç bir güç
kesemez. Türkü, bir anda toprakta, insanda üreyen gerçekliğin,
güzelliğin kaynağı olur. Toplum toprakların, türkü de
toplumun varlığıdır. "Söz" adına yartılmış herşeyin
özünde türkü vardır. Şiir de anlatının da kaynağı gidip türkülere
dayanır. Türkü, acıyı ağıda dönüştürür. Türkü bu
boyutuyla duyguların, insan varlığını söze dönüştüren
ezgilerin tarihidir. Onun için hiç umulmadık zamanlarda birden
can bulur, toplumun direnç soluğu olur. Türkiye'nin son 30 yılı,
türkülerin toplumsal acıya nasıl sahip çıktığının
tarihidir. Yunuslar, Pir Sultanlar, Karacaoğlanlar, Nazımlar ve o
soydan gelen ozanlar birden güncelleşmiş, darlıklara düşürülmüş,
insanımıza umut olmuştur Anadolu'nun verimli kapısından nice
kavimler geldi geçti. Her kavim üretti, beslendi; emeğiyle, kültürüyle
toprağın hakkını verdi. Toprak da ondan hakkını esirgemedi. Bu
emek tarihi bağlamında, hangi dinden, hangi halk kaynağından
gelirse gelsin, aynı toprakta yaşayan halk hep bir kültür
imecesi içinde olmuşlardır. Bu imeceyi bozup egemen olanlar,
kendileri neisterlerse onu vererek halkı yozlaştırmaya çalışmışlardır.
halk almamayı bildiği gibi, kendi içinde kendi kültür kazasını
da örmüştür. Bu kozayı görecek gözü olmayan ses bülbülleri
(!) ancak başka kültürlerin pazarlayıcısı olarak bir süre
ortada görünmüşler, sonra silinip gitmişlerdir.
Bugün, müzik
adına, Amerikaların, Avrupaların döküntü toplayıcıları da
aynı sonuçla karşılaşacaklardır. Ne denli yozlaştırmaya çalışsalar,
halkın yarattığı öz müziği hiçbir güç, halklara
unutturamaz. Semahları, Karacaoğlan'ı, Nesimi'yi, İbreti'yi
Veyseli'yi, Mahsuniyi yorumlayan Musa EROĞLU, bu türkü kültürünün
çağdaş yüzüdür. Musa EROĞLU binlerce yıllık saz geleneğiyle,
ses tellerine kattığı ezgi inceliğiyle, Karacaoğlan'a
semahlardaki canların soluğa, Barakağzına, Mahzuni Şerif'in,
Muhsin Akarsunun yaratıcı tarihine kendisini katıyor. Sanatçı,
beslediği kaynağı olduğu yerde bırakmayan insandır, sanata
durağanlık yakışmaz. Sanatsal değer taşıyan her ürün,
kendini var etmiş her çağ insanının emeğinin izini taşır.
Musa EROĞLU'nun emeği bu soydandır. Onun, sözünü özüyle
koruyarak yaptığı çağdaş yorum, Karacaoğlan'ı Çukurova'nın,
Toros yörüklerinin ezgi serüvenini bugünlere getiriyor. Karacaoğlan,
Torosların bir güzellik, bir sevgi, bir söyleyiş, bir düşünce
kaynağıdır. Yüzyıllar boyu bir köşede bırakılan Karacaoğlanlar'dan,
Pir Sultanlar'dan uzak kalış, halklara çok şey kaybettirmiştir.
Bugün, türkünün yarattığı halk duyarlığıyla onların yaratıcı
toprağına yüz sürme dönemi başlamıştır. Yaşar Kemal, Çukurova
ve Toros doğasının, insanının söz serüvenini kurtarmak için
bir "abdal" gibi dolaşmıştır. Soylu ozanlarda Anadolu
topraklarının ezgi serüveninin ardındadırlar. Türkü, kötülüğün
ve yozlaşmanın karşısına çıkar. Bunun tam tersine, türkülerimizi
kullanarak, saz soytarılığı yapanların, "imaj" meraklısı
süs bebekleri hakkından gene türküler gelecektir. Dün Yunus'tu,
Kaygusuz Abdal'dı, Pir Sultan'dı, Karacaoğlan'dı, bugün de Musa
EROĞLU... Musa EROĞLU Anadolu'nun ozanata soyundan geliyor. Söyledikleriyle,
Anadolu'nun, daha da ötelerinin ozan onurunu, engin insan
sevgisini, halkın acıyı bal eyleyen yüce sabrını dile
getiriyor. Onu dinlerken soluğumuzun genişlediğini duyumsar, bir
güzelliği yaratmanın halkçı onuruyla gönlünüz havalanır.
Bedenden soyutlanmış bir "kul", önündeki nimete secde
kılan bir ermiş olursunuz. Hem dünyaya eş tek bir varlık, hem
evreni kucaklayan bir derviş... Türkü güven ve onur kaynağıdır.
Semahlarda, Barak ağzında, hele Karacaoğlan ezgilerinde bir güzellik
yaratma duygusunun doruklarında sonsuzluğu yaşar Musa EROĞLU. Türküsü
olanın sabrı da olur, güzelliği de gücü de... Türkü, insan yüzü
gibidir. Her yüz Ali şavkı gibi, hem güleçtir, hem soylu; Hilmi
Dede Baba geleneğinin ozanıdır. Kendi yüzüne aynayı tutup,
evrensel sonsuzluğu gören ozan soyundan. Bu, tüm insanlığın
sevgisini, güzelliğini bir "yüz" de görmenin anadolu
serüvenidir. Musa EROĞLU, Toroslardan kopup gelmiş bir ezgi ustasıdır.
Bu ezgiyi ezgilerle bezeyip halkın soluğu, onuru yapan gene odur.
Yorumladığı ezgilerde, binlerce yıllık ozanlığın töresi, hoşgörüsü,
bilgisi yansır. Musa EROĞLU'nu dinlerken Anadolu'nun kapısını
aralamış tüm kavimlerin yüreğinin orta yerinde bulursunuz
kendinizi, türküde türküleşirsiniz. Türkü insanlaşmadır;
insanı insanla çoğaltan bir uygarlık soluğudur.Musa EROĞLU,
bu insanca emeğin güleç yüzüdür.
|
|