 |
|
Ferhat
Tunç
Doğum Yeri: Dersim - Tunceli
Doğum Tarihi: ?
Ferhat Tunç, yüksek
dağların arasındaki kentte, Dersim'de (Tunceli) doğdu. Orada güneş
kutsaldır ve ateşe su dokülmez; her dağın, her ırmak ve çiçeğin
bir öyküsü vardır. Tunç’un çocukluğu rüzgârın ve karın
bile asi olduğu Dersim’de başlayıp, Almanya’da sürer. Doğduğu
Mart 1964’ten, liseye kadar olan dönemi memleketinde geçirir.
Tunceli, Almanya, tekrar Türkiye derken, ömrünün otuz beş yılını
geride bırakır. “Dersim, her insanı etkilediği gibi beni de çocukluğumdan
beri etkiledi ve yönlendirdi. Ağıtlar, ninniler ve tarihindeki o
derin yaralar bana yönümü gösterdi. Payıma yasaklı olmak düşecekti,
kabul ettim; ama yine de kaderim Dersim'in kaderinden farklı olmadı.
Göçtüm, yandım, uzaklardan özledim, kavuşamadım,” der
Ferhat Tunç. İlkokulda türkü söylemeye başlar. Düğünlerde
ve özel gecelerde söylediği türkülerle insanlarını bazen hüzünlendirir,
bazen coşturur. Dersimlilerin ‘küçük’ ozanıdır artık o.
Doğduğu coğrafya Ferhat’a el vermiştir... Ferhat Tunç,
1979’da zorunlu olarak Dersim’den ayrılıp Almanya’ya,
ailesinin yanına yerleşir. 1984 yılına kadar Dersim ve
Almanya’daki müzik yaşamına ilişkin, “O yıllarda yaptığım
müzik, içerik kaygısına düşmeden, ama devrimci ruha sahip amatörce
bir süreçti,” der. 1982’de Frankfurk’ta tanıştığı
Amerikalı müzisyen Darnel Sumers'ın Ferhat Tunç’un müziğine
önemli katkıları olur. Sumers, yaptığı “reggae” müziğinden
de yola çıkarak, müzik bilgisi, değişik kültürel motiflerin müziğe
aktarılması ve yine müzikte çok seslilik ve çok renklilik
konusunda Ferhat Tunç’a katkı sunar. Ferhat Tunç müziğinde
“yeni” olarak tanımlandığı bu bakışını Amerikalı dostu
Sumers, üç Alman ve bir de Yunanlı müzisyenle yaptığı değişik
müzik denemeleriyle zenginleştirir. Bu bileşimle Avrupa’da birçok
konser verir. Mainz Üniversitesi'ne bağlı bir müzik okulunda aldığı
eğitim, yeni şekillenen müzik bilincinin pekişmesine yardımcı
olur. Sanatçının 1984’te Türkiye’den giden müzisyen Orhan
Temur ile başladığı çalışma, elde edilen birikimin de kullanılmasıyla
“Bu Yürek Bu Sevda Var İken” isimli albümü ortaya çıkarır.
Uzakta oluşuna rağmen ülkesinde yaşananlara kayıtsız kalmayan
Ferhat Tunç’un bu yeni albümü, 12 Eylül’e itirazın izlerini
taşır. “Bu Yürek Bu Sevda Var İken” albümünün, Karacaoğlan
ve Yunus Emre ile halk edebiyatının çağdaş bir yorum olarak düşünen
Ferhat Tunç albümü, içeriği, tekniği bakımından amatör, ama
müzik hayatında profesyonel çalışmaya bir geçiş olarak görür.
Ülkesinde yaşanan alt üst oluşa rağmen 1985’te Türkiye’ye
geri döner ve çalışmaya başlar. Aynı yıl ‘yeni bir başlangıç’
olarak görülen “Vurgunum Hasretine” albümünü çıkarır. Bu
albüm ile hızlı bir şekilde konserlere başlar.
12 Eylül
darbesinin halen kendisini yoğun olarak hissettirdiği bu dönemde
Ferhat Tunç da nasibini alır. Bu dönemi; “Türkiye’ye döndükten
sonra kendimi bir bütün olarak toplumsal muhalefetin içinde
buldum. Toplumsal hareketin bastırıldığı, hak ve özgürlüklerin
geri alındığı bir dönemde halkımın yanında yerimi aldım,"
diye değerlendirir. Miting havasında geçen konserler, gözaltılar,
yasaklamalar ve mahkemelerde yargılanmalardan oluşan bir sürecin
başlangıcı olur. Ferhat Tunç bu dönem için; “Saldırılar
arttıkça ben güçleniyordum. Sanatsal üretimimin geliştiğine
ve güzelleştiğine şahit oluyordum. Mücadele havzasının,
sanatsal üretimle olan birlikteliğini test ettim,” der sonradan.
Türkiye’de zorlu başlayan bu müzik sürecinde çıkardığı
albümler, yaşanılan toplumsal gerçekligin aynası niteliğindedir.
*1987’de “Ay Işığı Yana Yana” *1988’de “Yaşamak
Direnmektir” *“İstanbul Konserleri-1” *1989’da
“Vuruldu” *1990’da “Gülvatan” *1991’de “Ateş Gibi”
*1992’de “İstanbul Konserleri-2” *1993’de “Firari
Sevdam” *1994’de “Özlemin Dağ Rüzgârı” *1995’de
“Kanı Susturun” *1997’de “Kayıp” *1999'da "Kavgamın
Çiçeği" 2000 yılında yayımlanan “Her Mevsim Bahardır"
isimli albümü Ferhat Tunç’un müzik ile olan beraberliğinin
15. tanığı olarak bu yaşam öyküsündeki yerini alır.
|
|